1 Haziran 2014 Pazar

GÖZTEPE İSTASYONUNUN ÖYKÜSÜ

Haydarpaşa-Pendik tren hattının yapımı 1871 yılında gerçekleşir. O yıllarda Feneryolu’ndan kalkan tren Erenköy’de dururdu.
Bugün Göztepe’nin bulunduğu yörede Bizans İmparatoriçesi Eirene’nin tahttan indirildikten sonra kapatıldığı bir kadınlar manastırı ile hanedana ait av köşkü olarak kullanılan bir saray vardı.
Saray, 1329’da yapılan anlaşmaya göre Osmanlılara bırakılmıştı. Osmanlılar burada kurdukları bir tekkeye yerleştirdiği dervişler aracılığıyla Bizans hakkında bilgileri alırlardı.
Bu yüzden de dervişlere “Gözcü Babalar” adı verilmişti.
İşte bu dervişlerden en saygını, bugün Çemenzar’da Ortabahar sokağının sonundaki mezarlıkta gömülüdür ve “Gözcü Baba” diye anılan yatırdan dolayı da bu tepeye Gözcü Baba denilecektir.
Gözcü Baba sözcüğü de zamanla Göztepe’ye dönüşecektir.
Göztepe civarına, saray mensubu paşalar yerleşip, muhteşem köşkler yapınca yörenin önemi artar, bu nedenle de bir istasyon yapmak zorunlu hale gelir. 
Bu ihtiyacı karşılamak için de hattın kara tarafına kâgir olan öteki istasyonların aksine (Fenerbahçesi istasyonu hariç) iki katlı ahşap bir tren istasyonu yapılacaktır.
O yıllarda Feneryolu’ndan kalkan tren Göztepe’ye gelirken oldukça dik bir rampayı tırmanır, karlı havalarda lokomotifin tekerlekleri raylar üzerinde olduğu yerde döner ve tren yolda kalırdı. Bu durumu ortadan kaldırmak amacıyla tren yolu kazılarak seviyesi 11 metre kadar aşağıya indirilecektir.
Bu durumda yolcuların inip binmesinde yaşanacak zorluk göz önüne alınarak, 1915’te bugünkü kâgir istasyon binası yapılacaktır.
Yeni İstasyon binası yapılırken daha önce hemzemin geçit olarak tren yolu ile kesişen Bağdat caddesinden gelen yolun geçebilmesi için de bir köprü gerekecek, köprü ile birlikte yeni istasyon binası diğer hatboyu istasyonlardan farklı olarak köprü gibi tren yolunun üzerine yapılacaktır.
Ressam Nihal Erem, “Hatıralar”ında istasyon binasını anlatır:
“Göztepe İstasyonunun tavanının her köşesinde kırlangıç yuvaları vardı. Akşam saatlerinde kuşlar içeride uçuşurlardı. İstasyonun önünde atlı arabalar beklerdi. Hemen yakınlarda kâğıt helvası satan seyyar helvacı dururdu. Perondan merdivenlerle yukarı istasyon binasına çıkılır, binanın kapısı köprüye açılır. Araba atları bazen ihtiyaçlarını halleder, ortalığa fena kokular yayılırdı. Kara trenin düdüğü ve durup kalkarken savurduğu buharlar, bacasından çıkan siyah dumanlar peronda inip binenleri kontrol eden makinistin ter ve kömür tozu ile bulanmış yüzü artık sadece hayalimde yaşıyor...”
Haydarpaşa-İzmit hattı yapıldığı yıllarda hattı işleten şirket bütün istasyonlara Levanten müdürler atamıştır. Sermet Muhtar Alus’un yazdığına göre istasyonda Tekgöz Miltiyadi yıllarca biletçilik yapmıştı.
Nâzım Hikmet, istasyondan şöyle söz edecektir:
“Böyle ikindi vakti,
Göztepe İstasyonu’nda çıt olmaz.
Ve ekser zaman,
oturur hep aynı sırada tek başına,bir harem ağası.
Çok uzun boylu, çok zayıf.
Son kalanlardan, en ihtiyarı.
Beton villalar,
Geçti çığlıklarla 15.45 katarı...”
 Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda betimlediği Göztepe istasyonunda her zaman aynı sırada ve tek başına oturan, Sultan II. Abdülhamit’in ikinci musahibi ve “Abdülhamit’i avucunda tutan adam” olarak ünlenmiş harem ağası Nadir Ağadır.
Onun öyküsü de ayrıca yazılmaya değer.
Ve bugün, aradan neredeyse 150 yıl geçmiş, bir tarihsel hazine yıkılmaya, anılar yumağını çöpe atılmaya çalışılıyor.
Bu, ne sınır tanımayan kâr hırsıdır?
Paraları sıfırlamayı çok iyi bilen muktedirler, bir kentin tarihsel mirasını, anılarının geçmişini sıfırlama yetkisini kimden ve nasıl alabiliyorlar?
Göztepe istasyonu, ressam Nihal Hanım’ın anıları, Nâzım Hikmet’in şiirleri kadar bu toplumun da tarihsel belleği…
Bu belleği yok etmeye çalışanlar, Göztepe istasyonundan her 15.45’te geçen katarın çığlıkları altında kalacaklardır.

* Blogundan yararlandığım Sayın Levent Civelekoğlu’na teşekkür ederim. http://lcivelekoglu.blogspot.com.tr

29 MAYIS 2014, BİRGÜN


Yorum Gönder