26 Mayıs 2014 Pazartesi

SOMA’DA ÖLMEDİLER, ÖLÜME GÖNDERİLDİLER

Abdullah İnal, Abdullah Özdemir, Abdullah Sivri, 
Abdülmüttalip Akay, Adem Abokan, Adem Çetiner, Adem Varol, Ahmet Akbulut, Ahmet Akdemir, Ahmet Ali Aslan, Ahmet Avcu, Ahmet Bal, Ahmet Çelik, Ahmet Erol, Ahmet Gülcü, Ahmet Güven, Ahmet Kaya, Ahmet Soluk, Ahmet Şen, Ahmet Varal, Akif Doruk, Ali Bıçak, Ali Çıfıtcı, Ali Gül, Ali Kavas, Ali Şahin, Ali Yanar, Arif Demir, Aşkın Koyun, Aydın Özgün, Ayhan Avcı,
Bayram Ali Dağlı, Bayram Bayındır, Bayram Erol, Bayram İndirik, Bayram Parça, Beytullah Çakır, Bilal Ay, Bilal Bilgi, Bilal Malkoç, Burak Karayel,
Celal Sevinç, Cemal Kaya, Cemal Yıldız, Cemil Taşdemir, Cengiz Çantal, Cengiz Kargı, Cengiz Şimşek,
Davut Ağız, Davut Çeçen, Davut Duran, Davut Köse, Doğan Yıldırım, Dursun Demircan,
Emin Esen, Emin Kurt, Emin Mazı, Emrah Çakır, Emrullah Armut, Engin Yıldırım, Ercan Cezeli, Erdal Demirel, Erdoğan Köse, Erdoğan Merdim, Erdoğan Sevben, Ergun Koyakkaya, Ergün Akkuş, Ergün Sidal, Erkan Altuntaş, Erkan Doğdu, Erol Işık, Erol Uysal, Ersan Çetin, Ersin Keçeli, Evren Sarı,
Faruk Karahan, Fatih Köse, Fedai Bozdağ, Ferhat Avkaş, Ferhat Canbaz, Ferhat İren, Ferhat Tokgöz, Feridun Çelik,
Gafur Şen, Gazi Osman Sümer, Gökhan Yılmaz, Göknur Kocagedik, Güngör Kayrak,
Hakan Taşdemir, Hakkı Doğan Sal, Halil Ergöz, Halil İbrahim Doğan, Halil İbrahim Hamurcı, Halil, Halil Şevik, Harun Keskin, Hasan Akkaş, Hayri Türker, Hayrullay Baygül, Himmet Araçlı, Hüseyin Avkaş, Hüseyin Dalbudak, Hüseyin Demir, Hüseyin Kılınç, Hüseyin Top,
İbrahim Biçer, İbrahim Çırak, İbrahim Duman, İbrahim Gezer, İbrahim Gökçe, İbrahim Kutbey, İbrahim Salgın, İbrahim Sungur, İdris Arslan, İdris Duran, İlkay Yıldırım, İlyas Özkan, İlyas Yıldırım, İsa Çalış, İsa Sadan, İsa Sevben, İsa Aldemir, İsmail Aslan, İsmail Aslan, İsmail Canbal, İsmail Çata, İsmail Değirmen, İsmail Gezer, İsmail Gürpınar, İsmail Kalkan, İsmail Kutlu, İsmail Öztürk, İsmail Şengür, İsmail Tulum, İsmail Yıldırım, İsmet Yılmaz,
Kader Yıldırım, Kadir Özel, Kamber Çağlar, Kâmil Çal, Kasım Softa, Kâzım Karaçoban, Kemal Çoban, Kenan Akdeniz, Kenan Aksoy, Kenan Avcı, Koray Karadağ,
Mahmut Akbulut, Mehmet Akif Günaydın, Mehmet Ali Özcan, Mehmet Ateş, Mehmet Azman, Mehmet Çelik, Mehmet Emin Çardak, Mehmet Eser, Mehmet Gülşen, Mehmet Şentürk, Mehmet Yavaş, Mehmet Yetim, Mesut Memiş, Mesut Özkoç, Metin Burmalı, Metin Uslu, Mithat Özdirik, Muhammed Arslancan, Muhammed Çağan, Muhammed Girgin, Muharrem Şen, Muhsin Taş, Murat Gezgin, Murat Gümüş, Murat Kandemir, Musa Kara, Musa Karaçoban, Mustafa Çalı, Mustafa Dağlı, Mustafa Fenerli, Mustafa Kaya, Mustafa Sedat Toprak, Mustafa Türkhan, Muzaffer Eren, Mücahit Yardımcı,
Nihat Kayrak, Niyazi Bayram, Niyazi İzmir, Niyazi Kurban, Numan Kandemir, Nuran Yankın, Nurettin Kara, Nurettin Yıldız, Nurullah Köse,
Okan Merdim, Orhan Öksüz, Osman Fındık, Osman Özgün, Osman Şam,
Ömer Afacan, Ömer Elibol, Ömer Özcan, Özay Eren, Özcan Bozdağ, Özcan Öncü, Özcan Sarı, Özgül Çiftçi, Özgür Çevirgen, Özgür Şen,
Ramazan Aldemir, Ramazan Çakır, Ramazan Çatar,
Ramazan Doğan, Ramazan Kökçü, Ramazan Mercan, Ramazan Savaşan, Ramazan Sökmen, Ramazan Şahin, Ramazan Uçkun, Ramazan Ünal, Ramazan Yavaş, Recep Aldemir, Recep Gümcür, Recep Terzi, Recep Türk, Remzi Artar, Rıdvan Koçhan, Ruhi Dağlı,
 Sadettin Yılmaz, Sadık Akdağ, Sadık Çakır, Sadi Almaz, Saffet Şahin, Saim Özcan, Sait Karaca, Sami Yıldırım, Sebahattin Aydın, Sefer Hazar, Sefer Yayla, Selahattin Kayrak, Selami Tizel, Semai Aktaş, Serkan Buran, Serkan Güneş, Seyit Ali Çetin, Sezai Kılınç, Sinan Yılmaz, Suat Esen, Süleyman Akcan, Süleyman Aldemir, Süleyman Çata, Süleyman Tunahan Ulusoy,
Şaban İlçi, Şahin Aydın, Şevki Değirmen, Şenay Baygül, Şerafettin Girgin, Şerif Genç, Şerif Gezgin, Şevket Saban, Şinasi Tokmak,
Talip Özten, Tezcan Şentürk, Tuncay Sidal, Tuncay Şahin, Tuncer Ülhan, Turgay Yağcı, Turgut Yılmaz,
Uğur Canbey, Uğur Çolak,
Veysel Arkan,
Yılmaz Çıfıtcı, Yahya Aybak, Yıldırım Güney, Yılmaz Erol,
Yunus Yılancı, Yüksel Akcan, Yüksel Cangül, Yüksel Yaşar,
Zabit Ataş, Zekeriya Kuzu, Zeki Coşkun, Zeki Gezer, Zeynel Uzar, Zühtü Yıldırım.


22 MAYIS 2014, BİRGÜN

15 Mayıs 2014 Perşembe

ŞAİR FOTOĞRAFA BAKIYOR

 Şairler resme yakın durmuş, fotoğrafa uzaktan bakmayı yeğlemişlerdir. Elbette bunda fotoğraf sanatının geç dönemlerde tedavüle girmesinin etkisi vardır.
Doğa, sanatı muhakkak etkiler. Ama kimi eleştirmenler “Doğaya ressamların tablolarından bakarsanız nice saklı güzelliklerini görebilirsiniz.” der, ki doğrudur.
Kimi Servet-i Fünun şairleri resim yapmayı da önemsemişlerdir. Örneğin Tevfik Fikret’in resim yaptığı, kimi tabloları için şiirler yazdığı bilinir.
Bu gelenek Cumhuriyet dönemi şairlerinde de filizini sürdürür. Nâzım Hikmet, hapishanede resim de yapmıştır.
Bu şair-ressamlara Metin Eloğlu ile Bedri Rahmi Eyüboğlunu da ekleyebiliriz.
Eloğlu, Behçet Necatigil, Melih Cevdet Anday misali çağdaş şair arkadaşlarının şiirlerinei resimmiştir.
Eyüboğlu ise daha çok kendi şiirlerini tuvale aktarmıştır.
1940-50’li yılların şiir kitaplarında da resim, daha doğrusu desen-çizgi egemendir.
Şiir kitaplarının arka kapağında bugün olduğu gibi şairin fotografisi bulunmaz. Kitapları, yine o yılların ünlü ressamları çizgileriyle bezemişlerdir.
Fotoğraf meraklısı olan yazarlar olduğu gibi, bir fotoğrafta asla görünmek isteyenler de vardır. Örneğin Salinger’in hiç fotoğraf vermediği bilinir.
Geçen yıl yitirdiğimiz grafik sanatçısı ve şair Sait Maden de kendi fotoğrafının yayımlanmasını istemezdi.
Bir konuşmamızda anlatmıştı.
Maden, 50’li yılların başında “Varlık” dergisinin açtığı bir şiir çeviri yarışmasında birinci olur. Varlık’ın yöneten Yaşar Nabi, Maden’den bir fotoğrafını ister, dergide kullanmak üzere...
Sait Maden’in yanıtı şöyle olacaktır:
“Ben o şiiri yüzümdeki ifade ile değil, kafamın içindeki beynim ise çevirdim. Beynimin fotoğrafını yayımlamak ister misiniz?”
Doğrusu ben de kitaplarımın arkasında fotoğrafımın yer almasını arzu etmem. Sevdiğim bir ressamın çizgilerine itirazım yoktur.
Sibernetik bir çağdayız. Belleğimizin yerini artık bilgisayarların belleği aldı. Belleğimiz ucu bucağı olmayan bir fotoğraf albümüne dönüştü. Bilgisayar belleği ile düşünüyor, yazıyoruz. Herkes kendi çapında bir fotoğrafçı. Özellikle de kendi fotografisinin profile”!
Bir de Cemal Süreya gibi fotografinin şiirini yazan şairler var. Üstadın “Fotoğraf” şiirini bir kez daha okuyarak, (üzerinde biraz çalışılsa bir roman da çıkar, bir sinema filmi de) saygılarımızı iletelim:

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk 

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş 

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü 

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel 

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

15 MAYIS 2014, BİRGÜN


8 Mayıs 2014 Perşembe

ORONTES MENSURLARI

Söz böyle başladı: “Toprağın da gölgesi olur.”
Her an serin bir çocukluk akşamıdır. Adı olmayan bir kayanın dibinde durulur, yıldızlar sevilir, kandan sıcak denizlerde yüzülür.
Anılar eskir, anılarla birlikte yüz de…
Bir yatağanın kundakta söyledikleri bilinir ve yaralar iyileşir.
Ölünürse sımsıkı tutulan yumruklarla ölünür.
Yürek parmak uçlarında atar çünkü…
Söz biter ve şiir başlar.
“Orontes Mensurları”, genç şair Faris Kuseyri’nin ilk kitabı. (Islık Yayınları)
Her ilk kitap genç şairin heyecanının izlerini taşır. Heyecan güzelliktir çünkü. Şiir heyecandadır. O güzellikte…
Gençlik heyecandadır.
Heyecansız bir duyarlık, yukarıdan bakmaya özendirir şairi. Duygularına gem vurur, sözü tartıya çeker, şiirde eksik gedik bırakmamaya çalışır.
O nedenle şaire ve şiire heyecan gerekir.
Kuseyri, “Orontes Mensurları”nda böyle bir heyecan sergilemekte…
Günümüz şiirini ezberine almış; önemli şairleri hıfzetmiş, özümsemiş… Etkilenmek değil bu, onların izini sürüyor bir anlamda…
“yaralı hayvanların karaşın kanını koklarsan beni duyacaksın” dizesi Ece Ayhan’ın “karaşın gemisi”nin işareti değil midir?
Üzerinde uzun uzun çalışılmış, mimarisi sağlam, bir zincirin halkaları misali birbirine eklemlenmiş bir şiirler toplamı.
İster birini hafıza defterinize yazın, ister bütününü tek bir tema ile örülmüş şiir olarak okuyun.
Kuseyri, bir kentin, daha geniş anlamda bir coğrafi bölgenin tarihini, günümüzde yaşananlarla ilintisini kurarak yalın bir biçimde anlatıyor.
Söz artık bir sözcükler yumağı değil, Asi nehrinin (Orontes, Asi’nin bir başka adı) hayat verdiği coğrafyanın binlerce yıllık geçmişinin çivi yazısıyla tabletlere nakşedilmiş biçimidir.
Bu coğrafyanın ikliminden kendisini de ayrı tutmuyor; duygu ve düşünceleriyle bu iklime kendi rengini katarak anlattıklarına kendisini de ortak ediyor.
Söz artık Zeus’un bir işaretiyle Antakya’nın kurulacağı yeri gösteren Zeus kartalıdır.
Söz artık tarım arazisi kazanmak amacıyla kurutulan Amik gölünün bir başka adıdır, Buhayre’dir.
Söz artık Antakya’da adına çok sayıda makam, türbe yapılmış bir evliya ve hekim olan  Şıh Yusuf el Hekiym’in Ecza Tanrısı Eskülab’a, Faris Kuseyri’nin anlatımıyla cevabıdır:

“eskülab mabedini görüyor musun. gümüş yaylı apollon’un oğlu ve koronis’in. bahası ateşle ödenmiş ihanetlerin çocuğu, ve dahi hükümdarı asaya dolanmış çifte yılanın. Attarlara şah seçilmiş, ıtırların hatrı’çin. İlacımız ölüme işlemez, gayrısı hayatla sınanacak.”

 Yılın sözü edilmeye değer, en iyi şiir kitaplarından…

08 MAYIS 2014, BİRGÜN 


2 Mayıs 2014 Cuma

EDEBİYATIN IŞIĞI SÖNÜYOR MU.

Alain Fournier, “Adsız Köşk” kitabını yayımlaması için dört yayıncıya gönderir. Bunlardan biri, daha kitabı okumadan birkaç ay sonra yayımlayacağını söyler, biri daha sonraki aylara atar.
Marcel Proust da “Geçmiş Zaman Ardında”nın ikinci cildi “Swann’ların Semtinden”i hem Fasquelle Yayınevi’ne, hem de N.R.F.’ye verir. Andre Gide de N.R.F.’de yöneticidir; kitap eline geçince, “Bizim yayınevi ciddi kitaplar basıyor. Böyle bir yapıtı yayımlaması söz konusu olamaz. Bu ‘dandy’ edebiyattan başkası değil” diyerek romanı geri çevirecektir.
Aslında, Proust’un “Sahte Papaz” dediği Gide, romanı okumamıştır bile.
Marquezin “Yüzyıllık Yalnızlık” romanı, 70’li yılların başında Sander Yayınları arasında çıkar. Roman, neredeyse on yıl raflarda okurundan uzak kalır; 1982’de yazarı Nobel’i alınca, bugün dahi yok satmaktadır. 
Aslında yazarlar ile yayınevi yöneticileri oldum olası bir çatışma içindedirler.
Yazarlar, yayınevlerinin seçkinci davrandıklarından, çok satılabilirlik ölçüsünü fazlasıyla önemsediklerinden her zaman şikâyetçi olmuşlardır.
Notos dergisinin 45. sayısında Faruk Ulay,  bu yakınmalara yayımlanan yapıtların elektronik baskılarının internete yüklenip bedava indirilmesiyle kitap satışlarının düştüğünü, dolayısıyla yayınevlerinin yazarların kontratlarında indirimlere gittiğini de ekledikten sonra soruyor: Edebiyatın Feri Neden Sönüyor?
Gerçekten edebiyatın feri sönüyor mu?
Ne okunması gerektiğine piyasa ekonomisi karar veriyor ve nitelikli edebiyat geri plana itiliyorsa neden olmasın?
Ulay’ın saptamasına göre bugün yazarlar satılabilirlik ölçütüne göre üç gruba ayrılmış durumda.
Birinci grupta sayıları az da olsa her yazdığı çok satan megastar yazarlar yer alıyor.
İkinci grupta para kazanmaktan çok, edebiyata katkıda bulunmak için yazanlar var. Ki bunlar, geçinmelerini sağlamak için gazetecilik, muhasebecilik, öğretmenlik gibi ikinci bir iş yapmak zorundalar.
Üçüncü grup roman ya da hikâye yazarak para kazananlar, yani bestseller yazarları bulunuyor.
Bu sıralamadan çıkan sonuç ise şu:
Megastar ve bestseller yazanlar para kazandıkları için edebiyat diye bir dertleri yok.
İkinci gruptakilerin ise para kazanma endişeleri yok, nasıl olsa geçinip gidiyorlar.
Fakat bu gidişle bir sanat dalı olan edebiyat yok olacaksa?
“Mümkün değil” diyor Ulay, “çünkü sanatın yok oluşuna dur diyecek bir güç varsa o da onu bu hale getiren toplumdur, durum düzelene kadar da yazarların yakınmaktan ve yazmaktan başka bir şeyi yoktur.”

ERTUĞRUL GÜNAY VE TYS…

Geçen hafta bu köşede yazdığım “TYS Müzesi Yok Ediliyor” başlıklı yazım üzerine eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay telefonla aradı. O yazıda TYS Başkanı Mustafa Köz’ün Günay’ı aradığını, fakat ulaşamadığını belirtmiştim. Bakanlığı döneminde müzelere yakın ilgisini bildiğim Günay, bu konuda kendisinin bir dahli olamayacağını, Bakanlığından önce AKP hükümetinin çıkardığı bir yasayla saraylardan vakıf ve benzeri kurumların çıkartılacağını, bu yasaya karşı elinden bir şey gelmediğini, fakat yine de önceki TYS Başkanı Cengiz Bektaş ile birkaç kez konuşarak TYS için Gülhane Parkı’nda bir yer verebileceğini, TYS yönetiminin ise bu öneriye sıcak bakmadığını belirti.  

*1 MAYIS KUTLU OLSUN!

01 MAYIS 2014, BİRGÜN