2 Mayıs 2014 Cuma

EDEBİYATIN IŞIĞI SÖNÜYOR MU.

Alain Fournier, “Adsız Köşk” kitabını yayımlaması için dört yayıncıya gönderir. Bunlardan biri, daha kitabı okumadan birkaç ay sonra yayımlayacağını söyler, biri daha sonraki aylara atar.
Marcel Proust da “Geçmiş Zaman Ardında”nın ikinci cildi “Swann’ların Semtinden”i hem Fasquelle Yayınevi’ne, hem de N.R.F.’ye verir. Andre Gide de N.R.F.’de yöneticidir; kitap eline geçince, “Bizim yayınevi ciddi kitaplar basıyor. Böyle bir yapıtı yayımlaması söz konusu olamaz. Bu ‘dandy’ edebiyattan başkası değil” diyerek romanı geri çevirecektir.
Aslında, Proust’un “Sahte Papaz” dediği Gide, romanı okumamıştır bile.
Marquezin “Yüzyıllık Yalnızlık” romanı, 70’li yılların başında Sander Yayınları arasında çıkar. Roman, neredeyse on yıl raflarda okurundan uzak kalır; 1982’de yazarı Nobel’i alınca, bugün dahi yok satmaktadır. 
Aslında yazarlar ile yayınevi yöneticileri oldum olası bir çatışma içindedirler.
Yazarlar, yayınevlerinin seçkinci davrandıklarından, çok satılabilirlik ölçüsünü fazlasıyla önemsediklerinden her zaman şikâyetçi olmuşlardır.
Notos dergisinin 45. sayısında Faruk Ulay,  bu yakınmalara yayımlanan yapıtların elektronik baskılarının internete yüklenip bedava indirilmesiyle kitap satışlarının düştüğünü, dolayısıyla yayınevlerinin yazarların kontratlarında indirimlere gittiğini de ekledikten sonra soruyor: Edebiyatın Feri Neden Sönüyor?
Gerçekten edebiyatın feri sönüyor mu?
Ne okunması gerektiğine piyasa ekonomisi karar veriyor ve nitelikli edebiyat geri plana itiliyorsa neden olmasın?
Ulay’ın saptamasına göre bugün yazarlar satılabilirlik ölçütüne göre üç gruba ayrılmış durumda.
Birinci grupta sayıları az da olsa her yazdığı çok satan megastar yazarlar yer alıyor.
İkinci grupta para kazanmaktan çok, edebiyata katkıda bulunmak için yazanlar var. Ki bunlar, geçinmelerini sağlamak için gazetecilik, muhasebecilik, öğretmenlik gibi ikinci bir iş yapmak zorundalar.
Üçüncü grup roman ya da hikâye yazarak para kazananlar, yani bestseller yazarları bulunuyor.
Bu sıralamadan çıkan sonuç ise şu:
Megastar ve bestseller yazanlar para kazandıkları için edebiyat diye bir dertleri yok.
İkinci gruptakilerin ise para kazanma endişeleri yok, nasıl olsa geçinip gidiyorlar.
Fakat bu gidişle bir sanat dalı olan edebiyat yok olacaksa?
“Mümkün değil” diyor Ulay, “çünkü sanatın yok oluşuna dur diyecek bir güç varsa o da onu bu hale getiren toplumdur, durum düzelene kadar da yazarların yakınmaktan ve yazmaktan başka bir şeyi yoktur.”

ERTUĞRUL GÜNAY VE TYS…

Geçen hafta bu köşede yazdığım “TYS Müzesi Yok Ediliyor” başlıklı yazım üzerine eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay telefonla aradı. O yazıda TYS Başkanı Mustafa Köz’ün Günay’ı aradığını, fakat ulaşamadığını belirtmiştim. Bakanlığı döneminde müzelere yakın ilgisini bildiğim Günay, bu konuda kendisinin bir dahli olamayacağını, Bakanlığından önce AKP hükümetinin çıkardığı bir yasayla saraylardan vakıf ve benzeri kurumların çıkartılacağını, bu yasaya karşı elinden bir şey gelmediğini, fakat yine de önceki TYS Başkanı Cengiz Bektaş ile birkaç kez konuşarak TYS için Gülhane Parkı’nda bir yer verebileceğini, TYS yönetiminin ise bu öneriye sıcak bakmadığını belirti.  

*1 MAYIS KUTLU OLSUN!

01 MAYIS 2014, BİRGÜN
 
Yorum Gönder