8 Haziran 2017 Perşembe

“TARİH-İ KADİM” NASIL YAZILDI?

28 Nisan 1905 tarihinde yazılan ve “Hitap” adıyla da bilinen “Tarih-i Kadim”in yazılış öyküsünü Ruşen Eşref, 1919 yılında yayımladığı “Tevfik Fikret” kitabında şöyle anlatacaktır:
“Şiirlerinden birkaçının sergüzeştini bizzat kendisinden dinledimdi: Mesela ‘Hitab’ı yağmurlu bir kurban bayramı gecesi yazmış.
-Hava o gece birdenbire bozulmuştu. Yağmur taneleri şiirin mısralarına ahenk tutuyordu, dediydi.”
O gün arifedir.
Tevfik Fikret eşi, oğlu ile İstinye’ye bir sandal gezintisi yapar.
Kürekleri oğlu Halûk çekiyordur.
Yanlarından geçen bir sandalın içinde iki kurbanlık koyun vardır.
Tevfik Fikret bunları görünce irticalen şu iki dizeyi mırıldanır:

“Din şehit ister, âsman kurban;
Her zaman, her tarafta kan, kan”

İşte “Hitab”ı yazdırmaya neden bu olur.
Ertesi sabah, kendisini ziyarete gelen Amerikalı öğrencilerinden birine bu şiirini okur.
Ve bütün basılmayıp da neşredilmesini istediği şiirler gibi derhal kendisi ve öğrencilerinden birkaçı, yazıları belli olmasın diye kâğıtları ters tutarak, sözcükleri baş aşağı yazarak beş on nüsha temize çekerler ve bayramlaşmaya gelen önemli dostlara dağıtırlar.
Ruşen Eşref, Fikret’in günlük yaşamını da şöyle aktaracaktır:
“Arkadaşları Âşiyan’a gittiklerinde Fikret, kapılardan birinde yavaşça görünür, seri adımlarla size yaklaşır, tombul parmaklarının ucu sivri elini size uzatır ve elinizi içtenlikle sıkar.
Kanepesine oturur. Parmaklarını birbirine kenetler. Ellerini ovuşturur.
Ve bakışlarını, gözlerini önüne eğerek, o iri görünümlü bedenden hiç beklemediğiniz nazik bir sesle hatırınızı sorar.”
O zaman Tevfik Fikret’in artık gayet sıkılgan bir insandır.
Sözcükleri bir gözyaşı, cümleleri dinmek bilmeyen bir coşkudur.
Onu dinlerken insanlığı daha uzaktan, daha açık görmek için yükselmiş ve karışıklıktan arınmış görkemli bir varlıkla karşılaşırsınız.
Ruşen Eşref’e göre “Hep insanlığın karanlık, çamurlu yollarında, dehlizlerinde sitemkâr dolaşır, hemcinsleri için kurtuluş diler.
Ruhu, hep insanlığın elemleriyle doludur ve zehirli, kahırlı, her zaman bedbin görünür.
Bütün bu yoğun karanlık içinde cesaret aldığı ışık kaynağı ise erdem olacaktır.”

*

Samih Emre takma adıyla yazan Rauf Mutluay, 20 Ağustos 1985 tarihli “Yön” dergisinde çıkan “Fikri Hür, İrfanı Hür, Vicdanı Hür Bir Şair” başlıklı yazısında Dr. Mazhar Osman Uzman’ın bir anısına yer verir:
 Berlin’de bir toplantıda çok istendiği için İsmail Müştak “Sis” şiirini okur.
Coşkunluklar, alkışlar ölçüsüzdür.
Arka sıralardan “Tarih-i Kadim” şiirinin okunması istenir.
İsmail Müştak onu da okurken salonda birden bir ses yükselir.
Birisi, ‘Burası Almanya’dır. Bu yapıt din ve toplum aleyhinedir. Sosyalistlik telkin eden böyle bir manzume, burada okunamaz’ diye bağırır.
 Bu kişi, Fikret’in enişte kardeşi, Budapeşte konsolosu Ahmet Hikmet Müftüoğlu’dur.
Ortalıkta “Bu zata ne oluyor kuzum” fısıltısı dolaşır.
Galiba “Ailevi bir meseleden” diye konuşmalar olur.
Artık kimseden neşe kalmamıştır.

08 HAZİRAN 2017, BirGün


Yorum Gönder