9 Nisan 2015 Perşembe

BİR “BEYAZ FİL” ÖYKÜSÜ...

Geçenlerde, Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletindeki Aligarh kentinde genetik bir sorun nedeniyle burnu fil hortumu görünümlü bir bebek dünyaya geldi.
Kent halkı, şimdi bebeğin bu garip görünümüne bakarak ünlü Fil tanrı “Gandesha”in eşi olduğuna inanıyor.
“Focus” dergisinin haberine göre oldukça yoksul aile evi, daha sonra “Kutsal Bebek”i görmek isteyenlerin akınına uğradı ve hane halkı bu sayede para kazanmaya başladı.
Hindistan, fillerin anayurdu. Orada böyle olağanüstü olaylar olabilir. Ama kimin aklına gelir, Anadolu’nun orta yerinde bir zamanlar bir genç kızın, hem de “beyaz” bir fil doğuracağı…
Adı dünya gezginlerinin en başında yer alan, hakîr ve de fakîr Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde bu olayı ayrıntıları ile anlatır:
Silahtar Kara Murtaza Paşa Sivas valisiy­ken Turhal nahiyesinden bir köy ahalisi Paşanın huzuruna bir kutu içinde be­yaz bir fil yavrucuğu getirir ve “Sultanım bu filceğizi bizim köyümüzde daha açılmamış gonca bir kız doğurdu. Şimdi kadımız, kızı ve ana babasıyla bütün akrabasını hapsetmiş­tir. Bu filceğiz de hayatta idi ama, Subaşı onu ebe­ye boğdurttu. Sultanımızdan rica olunur, garazsız ağa kulunuzu gönderip kızı ve anasını hapisten kurtarınız. Huzurunuzda hak yerini bulsun.” diye ricada bulunurlar.
Tabii, bütün oradakiler fil çocuğu gö­rünce hayrette kalırlar.
Daha sonra köy halkını, fili doğuran kızı ve akrabalarını getirmek için çadır mehterbaşısı görevlendirilir.
Kız, başından geçenleri şöyle anlatır:
“Sultanım, üç yıl önce Hint padişahından Sul­tan İbrahim Han’a armağan olarak iki fil gider­ken, götürenler bizim Turhal sahrasında durmuş­lardı.
Bütün köy ve kasaba halkı bu iki fili seyretmeye gitti.
Biz de beş on kişi sözleşip bir ara­bayla seyir yerine vardık, ‘İşte yakın geldik, artık inelim arabalardan’ diye giderken yanımdaki ha­tunlar ‘Tanrım, bunlar ne ulu hayvanlardır’ diye söyleşirlerdi.
Ben de ‘Ana, hani fil?’ diye ileri atıldım.
Beş direk üstünde bir direği kımıldar bir kara dam gördüm.
‘Ana, hani filcik?’ diye yine biraz daha ilerledim.
Orada oturanlar, ‘Bre kız, ileri varma’ dediler. Bir de ne göreyim.
O kara dam üzerime doğru yürüdü, bir şey beni kapıp ha­vaya kaldırdı.
Bir karanlık ıssız yerde kaldım.
Medet hay diye feryat edip dört yanıma çıplaklandım.
Elim ayağım sıcacık ete yapışıyordu.
Bir sa­at kadar sonra bir şey beni alıp dışarı aydınlığa bıraktı.
Aklım başımdan uçarak üç saat cansız yat­tım.
Alıp beni eve götürmüşler.
Ondan sonra gün­den güne karnımın şişip üç yıl sonra bu fili doğurduğumu biliyorum.
Bir ay yaşadıktan sonra, ebe kadın, bu fil oğlu­mu öldürttü.”
“Focus” dergisinin haberine inanıyorsunuz da, anlı ve şanlı Evliya Çelebimizin yazdıklarına neden itibar etmiyorsunuz?
Çelebi üstadımız her ne kadar “Beyaz Fil”i katledenlerin nasıl bir cezaya çarptırıldıklarını yazmasa da kızcağızın “Hakkımı hak eyle” feryadını not düşerek, olayın gerçekliğini şöyle vurguluyor:
“Turhal, İnepazarı, Karaova halkı da böyle tanıklık ettiler.
Bu durumu biz de böylece gördük.”

09 NİSAN 2015, BirGün


Yorum Gönder