1 Ekim 2015 Perşembe

BEŞ LİRAYA BİR HİKAYE!

Zekeriya Sertel’e göre Ömer Seyfettin, “ortadan biraz yüksek, uzunca boylu, sağlam yapılı, sivil elbisesi içinde bile asker tavırlı bir adam”dır.
Sertel, Selanik’te çıkan gündelik “Rumeli” gazetesinde çalışıyor, bir yandan da Nebizade Hamdi ile “Yeni Felsefe” dergisini çıkarıyordur.
Bu sırada Ömer Seyfettin ile tanışır. (Nâzım Hikmet ve Babıâli, Adam Yayınları, 1993)
Ömer Seyfettin, iki özelliği ile dikkatleri çeker:
Birincisi Türk edebiyatında yeni, “küçük hikâye” örnekleri vermesi, ikincisi dilde sadeleşmeye önderlik etmesi…
Ömrünün sonlarına doğru subay olduğu ordudan ayrılır, bir süre öğretmenlik yapar. Fakat onu da bırakır.
Basit ve iddiasız bir yaşamı vardır.
Kalamış koyunda “Münferit Yalı” dediği iki odalı küçük bir evde yaşamını sürdürmektedir.
İçkisi, kumara, eğlencesi yoktur.
Bütün geliri hikâyelerinden aldığı paradır.
Fakat hikâyelerini satmak için gazete gazete, matbaa matbaa dolaşmaz. Hikâyelerini hiçbir gazeteye de yayımlanması için önermez.
Babıâli’de, Garbis Efendi adında bir Ermeni kitapçı vardır.
Garbis Efendi’nin bir metre genişlikte dar bir koridora benzeyen dükkânının kapısından girince, sol taraftaki rafı, Ömer Seyfet­tin’in hikâyelerine ayrılmıştır.
Ömer Seyfettin, hikâyelerini buraya bırakır, is­teyen gazete ya da dergi sahibi, buradan istediği kadar hikâye alır­.
Bir hikâyenin bedeli beş liradır.
Ömer Seyfettin’den bir hikâye istendiği zaman, “Cancağızım,” der, "Garbis Efendiye git, orada soldaki raf­tan istediğini al!”
Oysa o yıllarda çoğu yayıncı, yazarlara forma başına telif ödemektedir.
Bu yöntemi bir kez Ömer Seyfettin de “Vakit” gazetesinde yayımladığı bir öyküde dener, sonra kendisini Yusuf Ziya Ortaç’a  şöyle savunacaktır:
“Ne yapayım cancağızım! Hakkı Tarık öykü başına değil, satırbaşına para veriyor.”
Fakat “Vakit”in sahibi Hakkı Tarık hileyi anlayacak ve daha sonra ödeme biçimini değiştirecektir.
1919 yılında Zekeriya ve eşi Sabiha Sertel, öğrenimlerini tamamlamak için Amerika’ya gideceklerdir. Yola çıkmalarına 15 gün vardır. Bu 15 gün için barınacak bir yer bulmaları gerekmektedir.
İmdatlarına Ömer Seyfettin yetişir.
Ve Kalamış’taki “Münferit Yalı”yı Sertellere bırakır, yakın arkadaşı Ali Canip’in evine yerleşir.
Bir süre sonra da hastalanır.
Başı yara içindedir.
Hastalığı 25 Şubat 1920’de iyice artar.
4 martta hastaneye kaldırılır.
Önceden teşhis edilmese de, yapılan otopsi sonucunda hastalığının “şeker” olduğu anlaşılacaktır.
6 Mart 1920’de, 36 yaşında Haydarpaşa Hastanesi’nde hayata gözlerini yumar.
Cenaze töreninde dost ve arkadaşlarından hemen hiçbiri yoktur.
Naaşı önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedilir. Daha sonra buradan yol geçeceği ya da araba garajı yapılacağı gerekçesiyle mezarı 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı'na nakledilecektir.

01 EKİM 2015, BirGün


Yorum Gönder