29 Mayıs 2012 Salı

TİYATRONUN DEVLET İLE SINAVI…


Cemal Süreya, “Yazarın Devletle İlişkisi”ni kaleme aldığı yazısında şu saptamalarda bulunur (Papirüs dergisi, sayı: 37):
1940’dan sonra devlet yazardan uzaklaşırken yazar da dev­let yöneticilerinden uzak durmaya çalışmıştır.
Cumhuriyet’in 1923-1940 yılları arasındaki ilk döneminde devletle devletin devrimci niteliğini olduğu kadarıyla üstlenen yazar, karşılıklı bir güven ve ilişki içinde bulunmuştur.
İkinci Dünya Savaşı’na kadar ün yapmış yazarlar büyük burjuvaziden, varlıklı ailelerden gelirken 1950’den sonra beliren yazar ise işçi, köylü ya da küçük bur­juva çocuğudur.
Tiyatro da yazarı, oyuncusu, sahne önü ve arkası çalışanı ile elbet bu konumun dışında değildir.
Yazarları kovuşturmaya uğramış, turneleri yasaklanmış, sansür karabasanı onların da yaşamlarını kanatlarını altında tutmaya çalışmıştır.
Birçok tiyatrocunun anıları böylesi kara-mizah örülü anılarla bezenmiştir ki, tiyatro tarihi açısından günümüze ışık tutmaktadırlar.
“İstanbul Tiyatrosu”nun neredeyse bütün oyunlarını yazan Yusuf Sururi, Atatürk’ün de seyrettiği “Emir” operetinin de yazarıdır. Opereti çok beğenen Mustafa Kemal, Anadolu’da oynanması için emir de vermiştir.
Tiyatro, Malatya’ya gider. Tıklım tıklım dolu salon, ilk bölümden sonra alkışlarla inlemektedir.
Kısa bir aradan sonra bir barda geçen ikinci bölüm başlar.
Ama perde açılır açılmaz bir başkomiser sahneye fırlayacaktır:
“Tamam, artık oyun devam edemez! Herkes evine!”
Nedeni sorulunca şöyle yanıtlayacaktır:
“Malatya’da bar açmak yasaktır!”
Bir polis öyküsü de Müşfik Kenter’in başından geçer.
Kenterler, Necati Cumalı’nın “Nalınlar” oyununu oynamaktadırlar.
Bergama’da turneye giderler.
Müşfik Kenter, rol gereği sahnedekilere ayna tutup kaçmaktadır. Yine aynayı tutar, tam kaçmak isterken bir polis yakasına yapışır:
“Ne arıyorsun burada?”
“Tiyatrodanım ben, oyuncuyum.”
Polis, dinlememekte, Müşfik Kenter’i karakola götürmek istemektedir.
“Oyuncuysan, sahnede olacaksın” der, “ne işin var burada?”
Müşfik Kenter, araya seyircilerin girmesiyle “Zehir Hafiye”den kurtulacaktır.
Müjdat Gezen de Ulvi Uraz Tiyatrosu ile Adana’da Refik Erduran’ın “Kartal Tekmesi”nde oynamaktadır.
Oyunun ortalarında, seyircilerin arasında bir trafik polisi belirir. Elinde bir buket çiçekle sahnenin önüne gelir.
Oyun bir ara durur. Polis, buketi Ulvi Uraz’a uzattıktan sonra şöyle diyecektir:
“Sayın emniyet amirim görevde olduğu için gelemedi ve bu çiçekleri gönderdi.”
Gerçekten de güler misiniz, ağlar mısınız?
Devlet, geçmiş dönemlerde sanattan, sanatçıdan uzak duruyordu. Kimi tiyatroları yasaklasa bile nadiren olsa da çiçek gönderdiği oluyordu. Ama hiçbir zaman tiyatroları “toptan” kapatmaya yeltenmemişti.
“İleri demokrasi”de bunu da gördük işte…

ŞAİRİN NOT DEFTERİ

*Sanatçılar sadece sanatçı olduklarından cezaevine atılmış, işkence görmüş, sürgün edilmiş bu ülkede. Nedir bu aydın düşmanlığı anlamak mümkün değil. Milliyetçi-muhafazakâr görüşlerin hepsinde bu var. ‘Bizden değilsen, beni alkışlamıyorsan’ çek git diyor. Seni engellerim, yasaklarım diyor. Hâlâ insanların üzerine korku saldıkları için her şey otosansürlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Onun için her alanda faşizan bir baskı var. (Uçan Süpürge Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü alan Füsun Demirel’in konuşmasından…)
*Bursa’da yayınlanan aylık şiir ve eleştiri dergisi “Akapalta”nın mayıs, 149. sayısında kırktan fazla şairin şiir ve yazıları bulunmakta… Dergi, şair ve yazarların bağışladıkları telifler ve sürekli katkılarıyla yayınlanmakta…  

MEÇHUL

Hasretine bağışladım ömrümü
gurbetine geldim, sılana
iki kaşının arasında uyumaya
sana özge ne varsa, bana hicran
bana, seni görmek ne meçhul
ömrümü yakmaya sana geldim

Ömrümün nişanesi sana geldim

24 MAYIS 2012, BİRGÜN
Yorum Gönder